Toroslu Kitaplığı

      geçmişten günümüze gelen birikim

 

Türkiye'nin İnternet Kitapçısı

 

Dil Kitapları

Felsefe Kitapları

İnceleme Kitapları

Şiir Kitapları

İlköğretim Kitapları

Yaratıcı Okuma Dizisi

Üniversite Kitapları

Üç Nokta Dergisi Kitapları

Hobi-Spor Kitapları

Aile Sağlığı Kitapları

Yeni Hazırlanlar

Kitaplarımız

 

kitabınızı yayınlayalım

Kişisel Yayıncılık için...

 

İstanbul-Cağaloğlu

e-Posta:

admin@toroslu.com

Tel:

 (212) 527 52  96

Fiyat Listesi

 

 

 

Okuyucu ve edebiyat dünyasına.

Emekli Jandarma Başçavuş şair  "Cenk Gündoğdu"nun yayınevimiz ile ilişkisi yoktur. Kamuoyuna bildirilme gereği duyulmuştur.

 

  ÖYKÜ ve Roman Yazma Sanatı

  Sevim GÜNDÜZ -  Toroslu Kitaplığı

  ISBN: 978-975-92525-0-3, Türkçe, 3. basım, Ekim 2013, 156 sayfa, (14x23 cm2), Enzo kitap kağıdı.

Arka Kapak Yazısı

Bu kitap roman (ve öykü) yazmak isteyenlere bu tekniklerin ipuçlarını vermeyi amaçlamaktadır. Ayrıca bu teknikleri bilmenin okurlara da bir kitabı okurken neleri göz önünde bulundurmaları gerektiği konusunda yardımcı olacaktır. (...)

Yazmak, ölüme meydan okumanın, gelecekte yaşamanın,"dünyaya ve geleceğe kazık çakma"nın, ve belki de bir yandan "o kazığa tutunma"nın, kendini, düşüncelerini anlatmanın ve dünyayı değiştirme çabalarının bir yoludur.  Kimi insanlar doğanın kendilerine çekirdek halinde verdiği yetenekler arasından, geliştirmek için yazma yeteneğini seçerler. Esin pırıltılarını yakalayıp yetenekleriyle harmanlayarak yazarlar ve başkalarına sunarlar.

Bir insan, ister yazı ister başka bir yaratı alanında olsun,yalnızca esin ve yetenekle nitelikli, kalıcı bir veya bilemediniz iki yapıt ortaya koyabilir.  Yalnızca yeteneğe yaslanarak sürekli ve nitelikli şeyler yaratmak olanaklı değildir.


İçindekiler

Önsöz: Bu Kitap Neden Yazıldı ?

 

Bölüm 1. Yaratıcılık ve Yazmak

 

Bölüm 2. Yazmaya Genel  Bir Bakış

        Herkes Yazabilir mi?

 

Bölüm 3. Yaratıcı yazı Türleri

       Roman Ne Değildir?

       Roman Nedir?

 Bir  Olay Romana Nasıl Dönüşür?

 Yazma Eylemi

 

Bölüm 4. DİL

 

Bölüm 5. Zaman-Yer (çevre)

 

Bölüm 6. İzlek (Tema)

 

Bölüm7. Kurgu

  Kurgunun Öğeleri

  Kurgunun Bölümleri

  Kurgu Konuları

 

Bölüm 8. Karakterler

  Yan Karakterler

  Abartı

  Sürpriz

 

Bölüm 9. Taslak ve öyküleme

        Estetik Uzaklık

        Bakış Açısı

        Son Taslak

        Öykülemek

 

Bölüm 10. Romanın Başlangıç Bölümü

 

Bölüm 11. En Son Yapmanız Gerekenler ve Okurun Sorduğu sorular

  Kitabın İlk Okuru Sizsiniz

 

Bölüm 12. Kısa Öykü. Öykü Nedir? Ne DEğildir?

          Öykünün Öğeleri

          Öykünün Bölümleri

          Başlangıç

          Orta Bölüm

           Sonuç

           Dil Anlatım, Bakış Açısı

 

Bölüm 13. Kimi Öneriler

 

Bölüm 14. Alıştırmalar

 

Kaynakça

Okunması Önerilen Romancılar/Romanlar

       Yazarımız

Dizin


  Önsöz

Bu Kitap Neden Yazıldı ? 

  Kimileyin bahçelerin veya apartmanların duvarlarına, kimileyin yollara, kalıcı boyalarla çizilmiş, çoğu yürek biçiminde çerçeveler içine bir genç kızla delikanlının adlarının baş harflerinin yazılmış olduğunu görürüz. Ya da bir ağacın gövdesine kazınmış bir tarih, altında bir veya iki harf. Otobüslerin, kamyonların karoserlerine veya plaka numarasının sağına, soluna ya da her iki yanına yazılmış "sevdalım", "zeytin gözlüm", vb. sözler; taksilerin, minibüslerin aynalarının arkasına yapıştırılmış etiketlerde benzer sözcükler.

Nedir böylesi bir davranışın arkasında yatan neden? Bu davranışın ardında bir istek var: Kişi için o sırada önemli olan bir durumu, olguyu sabitleştirmek; onun akıp gitmesine ve yokluğa karışmasına, belleklerden silinmesine engel olmak; kendini, o andaki durumunu ifade etmek, tanıdığı veya tanımadığı başka insanlara da duyurmak; şansı varsa geleceğe aktarmak, dolayısıyla kendinden bir parçanın kalıcı olmasını sağlamak.

Bu tür yazılar “dünyaya kazık çakma"nın çok yalın yansımaları değil midir?  Her birimiz şu ya da bu yolla kendimizden dünyaya ve de geleceğe bir şeyler bırakmak isteriz; yani geleceğe bir şeyler bırakarak temelde ölüme meydan okuruz, ölümsüzlüğe yelken açarız.

İnsanlar belirli bir yaşa geldiklerinde çocuk sahibi olmak isterler, çünkü gelecekte çocuklarında ve onların çocuklarında…ve onların da çocuklarında yaşayacaklardır.  Canlılarda üreme içgüdüsü bir bakıma geleceğe uzanma güdüsüdür.

Müzikçiler yarattıkları müziklerde, ressamlar resimlerinde, mimarlar yapılarda, öğretmenler yetiştirdikleri kuşaklarda, kimi insanlar da belki diktikleri  fidanlarda yaşamayı sürdüreceklerdir. Her insanın yaşamında, bilincinde olsun veya olmasın, şu ya da bu alanda, kendisini gelecekte yaşatacak bir çabası kesinkes vardır.

Bunların dışında, bir de insanın yaşadığı ortamı, dünyasını değiştirme çabasından söz edebiliriz. Herkes kendi alanında yapar bunu. Müzikçi müziğiyle, yapı ustası ördüğü duvarla, politikacı güttüğü politikayla- kimi zaman da, daha doğrusu sık sık savaşarak vb....

Yazmak, ölüme meydan okumanın, gelecekte yaşamanın, "dünyaya ve geleceğe kazık çakma"nın  ve belki de bir yandan " o kazığa sıkı sıkıya tutunma"nın, kendini, düşüncelerini anlatmanın ve dünyayı değiştirme çabalarının  bir yoludur. Kimi insanlar Doğa’nın kendilerine çekirdek halinde verdiği yetenekler arasından geliştirmek için yazma yeteneğini seçerler. Esin pırıltılarını yakalayıp yetenekleriyle, birikimleriyle harmanlayarak yazarlar ve başkalarına sunarlar.

Bir insan, ister yazı ister başka bir yaratı alanında olsun, yalnızca esin ve yetenekle nitelikli, kalıcı bir veya bilemediniz iki yapıt ortaya koyabilir.  Yalnızca esin ve yeteneğe yaslanarak sürekli ve nitelikli şeyler yaratmak olanaklı değildir.

Kimi kişiler de kendilerini, bir zamanlar öğrenmiş olduklarının sınırları içine kapatırlar. Bildikleri, düşündükleri kadarı doğrudur belki, ama kendilerini kapattıkları dünyanın dışına pencere açmadıkları için hem o dünyayı genişletecek yeniliklerden haberleri olmaz, hem de başka dünyaların doğruları ve güzelliklerine ilişkin sezişleri ve düşünceleri ya hiç gelişmez ya da çok az gelişir. Böyle insanlar başkalarıyla konuşurken sözü ne yapar eder, kendi sınırları içine sıkıştırırlar. Bu söylediğimin,  bilimlerin veya sanatın uzmanlık alanlarından çok farklı bir şey olduğu açıktır.

Yazarın, deyim yerindeyse, duyargalarının sürekli ve her yöne açık olması gerekir. Deneyim, sürekli kendini yenileme, geniş bir bakış açısıyla zenginleşen bir birikim, yaratının içeriğini derinleştirir, ona yeni boyutlar kazandırır.

İçerik iyi bir biçimde, iyi bir teknikle ortaya konmazsa okur (müzikte dinleyici, sinema ve dramada izleyici) onun güzelliğinin farkına bile varamayabilir çünkü iyi bir teknikle yazılmamış bir kitabı okumak ya çok zordur ya da olanaksızdır.  Okunamayan bir içeriği nasıl fark edip nasıl anlayacağız peki?

İçeriği iyi bir biçimde sunma tekniği öğrenilebilir. İşte bu kitap roman (ve öykü) yazmak isteyenlere bu tekniklerin ipuçlarını vermeyi amaçlamaktadır. Ayrıca bu teknikleri bilmenin okurlara da bir kitabı okurken neleri göz önünde bulundurmaları gerektiği konusunda yardımcı olacağı açık bir gerçektir.

"Yaratıcı Yazma" derslerimde  yazma tekniklerini kuramsal olarak anlatıyor, bir sonraki hafta için o gün anlattıklarımla ilgili kısa ödevler veriyordum. Ödevler gelince kimilerini sınıfta okuyup değerlendiriyorduk. Daha uzun ve kapsamlı uygulamalara başlamamıştık bile. Bir gün öğrencilerin ödevler konusundaki düşüncelerini söylemelerini ve sınıfta tartışmayı önerdim.  Kimse söze başlamak istemiyordu. Güdüleyici birkaç söz söyledim. Çekinceli, kendine güvensizliği açığa vuran yanıtlar gelmeye başladı. Genç bir arkadaş da, "Hocam, siz anlattıklarınızla ilgili olarak romanlardan örnekler veriyorsunuz ama biz o romanları okumadığımız için sözleriniz havada kalıyor. Verdiğiniz örneklerden okuduklarımızı da sizin anlattığınız gözle okumadığımız için yine sözleriniz havada kalıyor," dedi.

Bu genç arkadaşımın sözlerinde benim için çok önemli üç nokta vardı:

1. O güne değin, zaman zaman yirmi kişiyi bulan gruptan kimse, verdiğim örneklerin yerini bulmadığını söyleme yürekliliğini gösterememişti. Anlıyormuş gibi bakıyorlardı. Grupta üniversite öğrencileri, üniversite bitirmiş kişiler, amatör tiyatro oyuncuları, lise mezunları bir de lise öğrencisi vardı. Not ve sınav kaygısının bulunmadığı ve çalışmaların arkadaşça ilişkilerle sürdürüldüğü, kendilerinin gönüllü olarak katıldığı bir ortamda, en az dört beş hafta süreyle sorunu dile getirmekten hepsi de kaçınmıştı.  Bu durum bana, Türkiye’de okulda ve evde uygulanan eğitimin sonuçlarının yanı sıra, insanın soru sorabilmesi için sorduğu sorunun da doğruluğuna güvenmesi gerektiğini düşündürdü. Bunun için de kişinin önce bilgisine ( bildiği kadarına) güvenmesi gerekmektedir.

2. Düşündüğüm ikinci önemli nokta insanımızın ne kadar az okuduğuydu. Oysa verdiğim örnekleri dünya edebiyatının klasikleşmiş romanları, öyküleri, oyunları ve filmleri arasından seçiyordum.  Roman ve öykülerin çoğu 20.yy. yapıtlarıydı. Bu yapıtların çevirileri birden çok yayınevi tarafından ve birçok kez yayımlanmıştı.  Türk edebiyatından seçtiğim örneklerse  en azından liselerde okutulduğunu düşündüğüm veya çok sözü edilmiş  roman ve öykülerdi. 

3. Türkiye’de edebiyat derslerinin nasıl yapıldığını anımsadım.  Çok az ailede çocuğa okuma alışkanlığının kazandırıldığı ülkemizde, bir romanı baştan sona okuyup tat alma alışkanlığı okullarda da hakkıyla verilemiyor. Derste hiçbir zaman öğretmenle birlikte baştan sona bir roman okunmaz.  Güdümlü okuma -o da çok az sayıda okulda var-, dersdışı etkinliği olarak gündeme gelir. Öğrenci kendi kendine bu çalışmayı yapıp ödev hazırladığı için -elinde nasıl okuyacağı konusunda öğretmenin anlattığı ipuçları olsa da- çalışma genelde hatalı ve eksiklidir.

Bu grupta kısa bir romanı birlikte okumaya karar verdik.  Aradığım  bütün öğelerin kolaylıkla görülebileceği bir roman seçtim. Sınıfta cümle cümle okuyup, kimi cümlelerin de üzerinde dakikalarca durarak romanı çözümlemeye başladık. Bir gün, bu kez bir başka genç arkadaş,

"Size bir şey sormak istiyorum," dedi, "bu romanı ben daha önce okumuştum ama bu dediklerinizi hiç fark etmemiştim. Siz ilk okuyuşta bunları fark ediyor musunuz? Fark ediyorsanız ne kadar sürede?"

Bunlar bana yazmayı öğrenmek kadar okumayı da öğrenmenin çok önemli olduğunu; dahası okumayı öğrenmenin önceliği bulunduğunu düşündürdü.

Bir hedefe ulaşmak için çabalarken nasıl ulaşacağımızı bilmek, uygun, yeteneklerimizle örtüşen hedefi seçmek kadar önemlidir.  Merak veya ilgi duymak başka, bilinçle ve bilgiyle coşkuyu birleştirip yaratmak başkadır. Sadece merak duyduğu için yola çıkan bir insanın ortaya dikkate değer bir ürün koyması olanaksızdır. Merakın yanı sıra iyi bir bilgi birikimiyle desteklenen bir yetenek, bilinç  ve sabır gerekir.

Yaratıcılık her alanda gereksinim duyduğumuz bir yetimizdir. Ortaya koyduğumuz her iş bizim en az bir yanımızın yansımasıdır. Kuşkusuz yaratıcılığın sınırlandırılması, istenilen bir edim olamaz. Ancak bizden öncekilerin deneyimlerinden yararlanarak yaratıcılığımızı kullanmak bize zaman kazandırır; zamanımızı ve enerjimizi temel kuralları yeniden keşfetmek için kullanacak yerde onları, yaratıcılığımızı pekiştirecek ve bileyleyecek alanlarda kullanmamıza olanak sağlar. Burada anlatılanlar, yazmaya yeni başlayanlara yapılan önerilerdir; genç yazar arayış içindeyken yolunu kolayca bulması için  verilen ipuçlarıdır. Elinizdeki  kitaba bu gözle bakmanız yerinde olur.


     Tel: +90-212-527 52 96          Faks: +90-212-527 52 97    e-Posta: admin@toroslu.com.tr      Son Güncelleme:  15 Kasım 2106, Salı  
     Copyright © 2003-2016  [Toroslu Kitaplığı]. Tescilli markadır. Tüm haklar saklıdır.